Bu ülkede rüşvet veren kadar, verdiren de suçlu değil mi ?
17 Arallık 2013 tarihinde yapılan operasyonla Türkiye gündemine yeni bir haber oturdu ve bir şeylerin değiştiği yada değişeceği konuşulmaya başlandı. Hükümet daha önce gezi olaylarında kol kanat gerdiği, sahip çıktığı emniyet görevlilerini Türkiye'yi sarsan yolsuzluk operasyonu sonrasında bunu hükümete karşı yapılan komplo olarak niteleyerek, operasyonu yürüten daire müdürleri, şube müdürleri ve İSTANBUL Emniyet Müdürüne acımayarak görevden aldı ve bu kişilerin yerlerine yeni atamalar yapıldı. Merak edilen şimdi şu; Dün iyi görev yapanlar ve ödüllendirilenler bu gün ne yapmışlardı da yerleri değişmişti?
Bu olayda dört bakanın oğlunun adının karışması ve bunun medyaya yansıması kahraman polisi hain yapmış gibi görünüyor. Peş peşe yer değişiklikleri geliyor. Haaaa! Dört Bakan bu yolsuzluğu yapmak için, evlatlarını alet etiler demem mümkün değil, bizler basının yalancısıyız. Ama bu dört milletvekillerinin de milletvekili seçildikleri günden bu güne kadar olan mal beyanlarını açıklamalıdır. Kimse Asla zekamızın seviyesini sorgulamaya kalkmasın.
Basında yayınlanan haberlerle gözümüzün önünde deste, deste dolarlar, euro’lar, liralar, kırmızı karton kutular uçuşup duruyor! Ama bakıyoruz yazılı ve görsel basında bu olay halen bu olayı sadece hükümete ile cemaat arasında dershane olayı sonrası yapılan bir operasyon yada bir linç girişimi olarak ifade etmekten geri kalmayan bazı köşe yazarlarını anlamak mümkün değil. Şahsen ben bu olayın içerisinde gezi olaylarında da dediğimiz gibi yurt dışı bağlantıları olduğunu düşünüyorum.
Hükümetin ifadesi doğrultusunda cemaat ile direk ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü daha önceki olaylar sonrası hükümet, cemaat eksenli emniyet ve diğer kurumlardaki yapılanmayı lav ettiğini açıklamıştı. Eğer bu bilgi yanlış ise hükümet içerisinde bir bilgi kirliliği ve tutarsızlık söz konusudur.
Hükümetin ifadesi doğrultusunda cemaat ile direk ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü daha önceki olaylar sonrası hükümet, cemaat eksenli emniyet ve diğer kurumlardaki yapılanmayı lav ettiğini açıklamıştı. Eğer bu bilgi yanlış ise hükümet içerisinde bir bilgi kirliliği ve tutarsızlık söz konusudur.
Hükümetin tepkisini anlamaya çalışıyorum,Şöyle ki, söz konusu. operasyondan bilgilerinin olmadığıdır. Unutulmaması gereken öyle yada böyle ortada bir dünyanın en büyük yolsuzluk operasyonunun yapıldığı ifadeleri, resimleri, videoları, delilleri taş gibi masanın üzerinde dururken bu operasyona konu olan yolsuzluğu olmamış ve paralar ortada yok mu sayacağız. Bu konuda asıl hesap vermesi gerekenler yine aklanacak ve sonuçta üç beş kuklaya fatura kesilecek. Yani Dosya Kapanacak. Biz bunu yakın tarihimizin kara deliklerinden biliyoruz. Mesele bakmak ve görmek..
Yani bu yolsuzluklardan hükümet ekseninden hiç kimsenin haberi yok mu? Böylemi düşüneceğiz? Ben şahsen bu yolsuzluğun bağıra bağıra geldiğini ifade ediyorum. Hani Anadolu da bir söz var; Git gel Konya altı saat yada “Her yol Ankara’ya çıkar” sözleri misali Ankara’da birilerinin bu olanlardan haberi vardı her uygulamadan haberi olanlar bu şekilde masum olduklarını ifade etmeleri biraz anlamsız geliyor.
Daha önceki yazılarımda da belirtim bir ülkede hediye yönetmeliği sadece en alt memura uygulanırken üstekilere bu uygulanmaması ve hesap sorulamaması ve 4982 sayılı Yasa gereğince Başbakanlığın istediği belgelerin küçücük bir hastane idaresi tarafından gizlenerek ilgili Kurula dahi gönderilmemesi vs. bütün bunlar ülkemizdeki normalleşme ve sivilleşmenin geldiği son noktayı gösteriyor.
Memurlar Mal beyanındaki en ufak değişikliği bildirmekle mükellef tutulurken maalesef kamuda görevli üst makamı işgal eden memurlar neden bu beyannameyi vermezler?
AB ülkelerinde yöneticiler, başkanlar, başbakanlar hediyelerin değerini açıklarken ülkemizde açıklanmaması ve pahalı hediyelerin alınması biraz abes durmuyor mu?
Unutmayınız ki bu ülkede maalesef “benim memurum işini” bilir diyen bir başbakan söylemini gördü. Yani bu zihniyet hükümetin en üst tabakası tarafından insanların beynine kazındı, meşru bir yolmuş gibi algılatıldı.
Ülkemizde hükümet ile bazı gruplar arasında başlayan nefret öyle büyüdü ki uluslar arası bir boyut aldı. Akabinde bu nefret kin sonra kan davası halini aldı. Nefret tohumunun 2008 yılında toprağa atıldığı o günden yana bazı şeylerde karşılıklı güven duygusu kaybolurken herkesin bekle gör taktiği uyguladığına hep şahit olduk.
Ülkede yaşanan bu nefret oyunu benim ve çocuklarımın hayatına etki ederken, bu durum hem benim canımı yakıyor, hemde çocuklarımın hayatına/geleceğine etki ediyor.
Ülkemizde insanlarımızın vicdanlarında bir asimilasyon katliamı yapıldı.Ülkemizde insanlarımızın kalplerini iyi düşüncelerden arındırırken, vicdanlarında artık sağ duyuya ellerini yelken olarak açılmadığını ve tüm herkese şüpheyle yaklaştıklarını görür olduk. Artık kimin doğru söylediğini sorgular hale geldik.
Bu asimilasyon ile birlikte artık insanlar birbirine güvenmiyor, sadece şekil olarak yan yana duruyor. İnançlar yaşam şekillerine göre belirlenip fetvalaşırken, artık insanlar grup ve statülerine göre makamlara taşınırken liyakatın bittiğini sadece adam kayırmacılığı yapıldığına şahit oluyoruz. İnsanların, birlik ve beraberlik içerisinde olmaması için arasına nifak tohumları saçılmaya devam ediliyor.
17 Aralık’ta başlayan ‘Büyük rüşvet ve yolsuzluk’ operasyonu etkileri sürüyor. “Bu ülkede rüşvet veren kadar verdiren de suçlu değil mi? Sormak gerekir ülkede herkes görevini düzenli, itinalı yapar ise vatandaşın işi hızlı görülürse kim gönüllü rüşvet vermek ister? Hükümet olarak iş adamlarının önündeki engelleri kaldırıp, işadamlarının sorunları çözmediğiniz sürece bu iş adamları gidip birine para vermek zorunda kalacaktır. Bunun adı da komisyon, pay, rüşvet yada başka isim olacaktır.
Bu gün ülkemizde rüşvet sadece banknot halinde para şeklinde yada külçe altın şeklinde verilmiyor, benim adamım olsunda çamurdan olsun şeklinde makamlara adam yerleştirmekte rüşvet değilmidir? Kul Hakkı Yemek Değilmidir? Hükümet ve onun bakanlıklarında siyaseten ve sendikal ortaklık yüzünden liyakatlı memurlar yerine liyakatsız memurları iş başına getirdiğiniz sürece yani yandaşlara görev verildiği sürece siyasi ve sendikal rüşvet dağıtmış olmuyormusunuz? Hani derler ya “balık baştan kokar” diye bu seferde böyle oldu galiba. Aktif Sağlık-Sen olarak, bu operasyonda kimsenin kişilik hakkının zedelenmemesi, daha önce bazı büyük davalarda gözlenen ve kişilerin mağduriyetine yol açan hataların tekrarlanmaması ve tüm sürecin hukukun üstünlüğüne olan güvenimizi destekleyecek şekilde gerçekleşmesi beklentimizdir. Bu iddialar yargı sürecinde ele alınırken, bu süreci gölgeleyecek eylem ve söylemlerden kaçınılması, yargı bağımsızlığına ve hukuk devleti ilkelerine bağlı kalınması gerektiğini ifade ediyoruz.
Şuan Türkiye'nin gündemine oturan yolsuzluk haberlerini biz sağlıktaki boyutunu Aktif Sağlık-Sen olarak yaklaşık bir yıldır yazıyoruz.
Biz bu ülkede birileri üç maymunu oynarken bizler söylenemeyenleri söyleyip, yazılamayanları yazdık. Şimdi üç maymunu oynayanlar hükümetin yanındayız tam tamlarını çalmaya ve vuvuzellaları öttürmeye başladılar bile. Bu yazılarımızdan bazılarını şöyle sıralayabiliriz.
Sağlıkta yapılan yolsuzluklarının nasıl yapıldığını ve boyutunu açıklamıştık, akabinde yolsuzlukta adı geçen kişilerin nasıl bir yerlere taşındıklarını makam verilerek statü kazandırıldığını ifade etmiştik. Eğer makamlar teftiş ve denetimlerini düzenli yaparsa SAĞLIKTAKİ Yolsuzluk ve Rüşvetinde çok büyük olduğu görülecektir. Bu yolsuzluğun hizmet alımı(Taşeronlaşma) ve kamu ihale kanununda yapılan değişikle daha da büyüdüğünü ifade ederken , bugün yaşananlar bu ülkede bizim haklılığımızı ortaya çıkarmaya devam ediyor
Yukarıda da belirttiğim gibi rüşvet veren kadar verdirenin de hatalı olduğunu tekrar ifade ediyorum. Bürokrasinin yatırım yapacak iş adamlarını yasa dışı eylemlere yönlendirdiğini iddia ediyorum. Bunu daha önce çalıştığım sağlık bakanlığı ve İstanbul il sağlık müdürlüğü günlerimden çok iyi biliyorum.
Özel Sağlık yatırımcısı işlerin yürümediğini bunun için kurumlarda hediyeler ve rüşvetle iş yaptırabildiklerini ifade etmişlerdi.O günlerde de şunu ifade etmiştim “Rüşvet vermek suç ama buna ortam hazırlayan da aynı oranda suçludur” İnsanlar işlerinin çözülmesi için bu yolara itilmesi ülkeyi yönetenlerin omuzlarındaki ahlaki yüktür.
Bu ülkede yolsuzluk ve rüşvet karşısında direnip vermeyenler yıllardır mağdur ve sürünmeye devam ediyor, Ne yazık ki üst yönetimlerde bulunan yöneticiler ,dürüst çalışan memurlar yerine kendilerinin direktif ve emirlerini yapacak memurları almak için liyakatlı memurları görev alanlarından uzaklaştırıyor ve ortak hareket edeceği liyakatsız iş bilmeyen memurlarla çalışarak hedefine ulaşıyor.
Özel Sağlık yatırımcısı bir gün konuşma anında şunu ifade etmişti “Belediyeler proje tahsil harcı diye uydurma bir bedel” alıyorlar. Bazen bu harcın bedeli çok ağır oluyor demişti.
Kamu kurumlarında şeffaflık ve denetlenebilirlik yok denecek kadar az olup , ben bu konuyu Sağlık Bakanlığı üzerinden ifade edebilirim,
Son on (10) yılda Sağlık Bakanlığında denetimler yetersiz kaldığını bilmeyen yoktur. Son on bir yıldır parça parça uygulamaya sokulan sağlıkta dönüşüm politikaları ile Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu kaldırılmış yerine denetleme kurulu oluşturulmuş şikayetler üzerine kendine bağlı hastanelerinde yapılan denetimler sadece şekil yönünden denetlerken bilgisayar kayıtları üzerinden denetimler yapılarak şikayetler kapatılıyor.
Hesap vermeyi sevmeyen hükümet ve sağlık bakanlığı yetkilileri Maalesef kurumları şikayetler üzerinden değil idarenin istekleri doğrultusunda denetimler yapıldı ve yaptırılarak bu kurum amirleri aklandı yada en hafif cezalarla geçiştirildi.
Sağlık Bakanlığı tek bir müfettiş dahi gönderip şikayete esas olan bu kamu kurumlarını usul yönünden denetlemedi. Kanun koyucu 663 sayılı KHK ile bu durumu yasal hale getirdi.
Teftiş değil Denetim olmalı dediler .Bugün Türkiye Kamu Hastaneler Kurumu Başkanlığında teftiş kurulu yerine denetim dairesinin olmasının ana nedeni budur.
Türkiye Kamu Hastaneler Kurumunda (TKHK) dönersermaye,ek ödeme,performans denilen ödemelerin yapılabilmesi için kurumlarda yapılmayan tedavi ve kullanılmayan malzemeler kullanıldı gibi gösterilerek ayrıca nerdeyse tüm kadınlar sezeryan yapılırken,hastaneye giren hastaların %15-20 si keyfi yoğun bakımlara yatırılırken Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesine nerdeyse doğan bebeklerin %90 nın yatırılması kazanç kapısı olarak dururken devlet in hizmeti satın alan kurumu susuyor. Malum bu ülkede bu şekilde sağlık harcaması ile SGK batacağını söyleyen Fatih ACAR bu ülkede görev yeri değiştirildiğini bilmeyen yoktur herhalde.. Bu şekilde görmezlikten gelinmesinin nedeni kurumlara manevra alanı bırakılarak devlet eli ile bu işlem destekleniyor
Şöyle ki; Hizmet alan SGK da faturalar incelemediği için faturalardan %10-20 arası kesinti yapıyor ve kurumlarla uzlaşı sonrası kurumlara ödeme yapılıyor, incelemede sadece epikriz yeterli yani devlet eli ile devlet soyuluyor bu durum Sayıştay incelemesi ile ortaya çıkıyordu,ama maalesef günümüzde Sayıştayında yetkileri tırpanlanmış durumda ve kadük hale getirilmiştir.
Bu gün ülkemizde özel hastane lobilerinin oluşması ve özel sağlık sigortalarının sayısının artması ne ile bağdaştırılır ve hedeflenen nedir? bilmek istermisiniz? Şuan özerk haldeki kamu hastanelerinin özelleştirilmesinin önün açılması ve sağlıkta destek sigorta piriminin yatırılmasının yaygınlaştırılmasının sağlanması ve Sağlık kurumlarının özelleştirilmesidir.
Bu gün ülkemizde Bireysel Emeklilik Sigortasının %25 nin devlet tarafından sağlanmasının altında yatanda 657 DMK nuna bağlı personellerin emeklilik paralarının buralara aktarılmasının önünün açılmasıdır.
İnanmak istemiyorum ama bu olay çok basit bir olaymış gibi ve yapılan işin meşru bir işmiş gibi başka isimler verilerek Olaya gerçek gözlüğünden değil,biraz yönetenlerin gözü ile bakılması isteniyor yani ortada rüşvet filan yok denilmesi isteniyor. Neden mi? Çünkü ortada dolanan paraya komisyon parası! Denilmesi isteniyor sanki bu meşru imiş gibi algıda seçicilik yapılmaya ve kimi ne kadar ilgilendiriyorsa, hepsinin ortaklaştığı bir komisyon sistemi kurulmuş olması meşru gibi anlatılmaya çalışılıyor, Çarkın adı alanın ve satanın kabul ettiği bir komisyon bedeli olarak kabul ediliyor. Bunu da yüzleri kızarmamadan ifade edebiliyorlar.Yani bu kişilerin söylemlerinden bunun hakları olduğuna inanıyor olmalarından anlıyoruz. Yine tekrarlayayım bu bir iddia… Ve bu iddianın üzerinden gidersek, kişiler rüşvet değil, komisyon alıyor şeklinde ifade ediliyor. Lütfen bana tepki göstermeyin. Bunun da ahlaksızlık olduğunu söylüyorum
Ortadaki komisyon ise nemalandırma da ona göre yapılır. Tek başınıza sürdürebileceğiniz bir iş değildir. Ortaklaşarak gerçekleştirilen suç herkese güvence sağlar! Boşuna demezler “ölene kadar süren tek ortaklık, suç ortaklığıdır! Dahası mutlaka bu paranın dağıtıldığı yerler vardır. Yardım edilen dernekler, vakıflar vardır. Bazı zorunlu siyaset harcamaların finansmanı vardır. Bu yüzden inkar çok güçlüdür…
Benim bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak asıl merak ettiğim husus şu. Halk Bankası kasasındaki paraların asıl sahibi kimler? Mevduat sahibi vatandaşlar mı yoksa Halk Bankasına dünya bankalarından faizle verilmiş krediler mi? Yoksa Başbakan kamu bankalarının kasalarını örtülü ödenekten mi dolduruyor?
Utanılmasa ortada aslında suç yok suçlu yok de ilecek yani birileri bu gençlere ve Halk Bankası Genel Müdürü’ne tuzak kurulmuş denilecek .!!! İma edilmeye çalışılan milyonlarca doları polise birileri vermiş ve hadi, “gidin oraya yerleştirin ” denildikten sonra birileri düğmeye basarak Sonra da “yürü” denilmiş gibi anlatılmaya çalışılıyor bu kadar basit öylemi? Yesinler sizi …
Kılıfın son halkasında da; ne olacak koca hükümeti devirmek için 5-10 milyon dolar verecek ülke/iş adamı bulunamaz mı fikri empoze edilir. Peki o kadar teknik takip ve konuşmaları nasıl olacak Aman canım bu kadar geniş katılımlı bir senaryoda bu da sorun değil Dinleme takipleri ne yapılır? Hadi onlarda yasadışı toplandığı için geçersiz sayarsınız olur biter.. Sonucunda da bir bardak suda fırtına koparıldı denilerek bir iki kişi çıkartılır suç kabul ettirilir bu kişiler kahraman yapılır
Bu dediklerim olur mu sizce yeni kahramanlar çıkar mı? Yine de bu işi sonunun nereye gideceğini ve dosyanın nasıl kapatılacağını çok merak ediyorum. Doğrusu.
Bu dediklerim olur mu sizce yeni kahramanlar çıkar mı? Yine de bu işi sonunun nereye gideceğini ve dosyanın nasıl kapatılacağını çok merak ediyorum. Doğrusu.
Hatırlayanlar mutlaka vardır,Rahmetli Turgut Özal, kendi bakanını (İsmail Özdağlar’ı) Adnan Kahveci kanalıyla rüşvet alırken suçüstü yaptı ve derhal kovdu. Bir denizcilik firmasından rüşvet alıyordu. Gereği yapıldı.
Beyler Türkiye kabile devleti,Muz devleti falan değil. Bunca yıllık devlet geleneği var. Bir savcı veya istihbarat görevlisi ülkenin en üst düzey politikacılarının ya da bürokratların rüşvet (komisyon) aldığına dair bilgileniyorsa bunu en üst seviyeye operasyon anında bildirir. .
14 ay önce başlayan ve telefon dinleme, fiziki takip, hesap hareketlerinin izlendiği operasyon dar bir ekip tarafından yürütülürken, ilgili kurumlara da bilgi verilmediği ifade ediliyor Savcıyla hareket eden ekip, operasyonun ardından da bilgileri yine üst amirleriyle paylaşmadıkları bildiriliyor. Soruşturmada toplanan ve gizlilik içeren fotoğraf, belge ve bilgilerin, daha sanıklar görmeden medyaya servis edilmesi ise ayrı bir ilginçliktir.
14 ay önce başlayan ve telefon dinleme, fiziki takip, hesap hareketlerinin izlendiği operasyon dar bir ekip tarafından yürütülürken, ilgili kurumlara da bilgi verilmediği ifade ediliyor Savcıyla hareket eden ekip, operasyonun ardından da bilgileri yine üst amirleriyle paylaşmadıkları bildiriliyor. Soruşturmada toplanan ve gizlilik içeren fotoğraf, belge ve bilgilerin, daha sanıklar görmeden medyaya servis edilmesi ise ayrı bir ilginçliktir.
Sanıkların ev ve işyerindeki arama görüntüleri bile en ajite edici fotoğraflar eşliğinde gazetelerin internet sitelerine servis edildi. Soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu içeren bu durumla ilgili herhangi bir işlem başlatıldı mı? Bilmiyoruz!!
Bu gün neden böyle değil yani mevcut hükümetçe bu işi “sır” haline getirmiştir, Fiziki ve teknik takip için alınan mahkeme kararlarındaki gizlilik, hiçbir birimin fark edemeyeceği kadar ustaca uygulandı.
Tüm bu adımlar Erdoğan’ın örgüt olarak nitelediği yapılanma tarafından bilinirken, görevlilerin amir ve yöneticileriyle paylaşılmadı.Türkiye gündemini işgal eden seçim güdümlü operasyonun bilgisi devletten saklanırken, Başbakan Erdoğan’ın işaret ettiği bir örgüt olması dikkat çekti. İstanbul Başsavcı vekili Zekeriya Öz, koordinatörlüğünde savcı Celal Kara ve İstanbul Emniyeti Mali Suçlar Şube Müdürlüğü personeli tarafından yürütülen soruşturmada yaşananlar Başbakan Erdoğan’ın işaret ettiği “örgütün” ipuçlarını mı gösteriyor?
Operasyonda, savcı Kara’nın soruşturmayı bizzat başlattığı ve kendisiyle çalışacak bir kolluk ekibi oluşturduğu iddia ediliyor. Bu ekiptekilerin soruşturmayla ilgili sıralı amirlerine hiçbir bilgi vermediği, operasyon sabahına kadar kimsenin soruşturmadan haberinin olmadığı belirtiliyor.
Devletimiz güçlü ama istihbaratı zayıf,yapılanmalardan bilgimiz yok denilmek mi isteniyor ? Son olarak ta bu rezalet olayın GEZİ Parkı’yla ilişkilendirip masaya yatırılmış olması bizce akıl tutulması olarak geliyor.
Saygılarımla
Hüseyin AYHAN
Aktif Sağlık-Sen
Genel Başkanı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder